
Haftasonu gezmelerimizden biri…Türkiye’de olsak 6 buçuk saatlik yolda ne işimiz var deriz :p ama Amerika’ya bi daha gelme şansımız olmazsa diye hiç umursamıyoruz o saatleri ve New Orleans’ta buluyoruz kendimizi!Yeni bir eyalette…
O meşhur Missisipi nehrinde Jazz müziğini canlı dinlemeden olmaz diye düşünüp,otele eşyalarımızı bırakıp,hemen tekne turuna katılıyoruz.Herzamanki gibi ağır bir yemek kokusu bize hoş geldiniz diyor,ama biz kusmak üzere olduğumuzdan hoş bulduk diyemiyoruz. :P Oturuyoruz bir masaya,güzel sesli bir bayan piyano çalıp şarkılar söylüyor bize..Etrafıma bakınıyorum,çoğunluk zencilerden oluşuyor.Birden gözüm bir erkeğin boynundaki onlarca renkli boncuk kolyelere takılıyor.
-satıyor mu acaba?!
Hani sirkeci trenlerinde vardır ya adam tükenmez kalem satar ‘son kullanma tarihi 2015’der,onun gibi. :D
Yok yok satıcı değil belli,masasındaki ufaklıklar bir tane kolye için kıvranıp duruyorlar.
Sonunda tura başlıyoruz yağmura rağmen…
Ama etrafta görmeye değer pek bir şey bulamıyoruz açıkçası…Katrina sonrası yapılan barakalar var dikkatimizi çeken..iki adet savaş gemisi…ee başka?! Bu mudur yani olay?!
Nerde benim canım Boğaz turum?Tamam kabul onu da sıkıcı bulmuştum zamanında ama şimdi daha iyi anladım değerini! J
Bir yerde kenara yanaşıyor tekne, nihayet kayda değer bir şeyler görebileceğiz sanırım.
Yemyeşil bir arsa…tam filmlerdeki gibi!
Başlıyoruz geyiğe ‘zamanında Ahmet emmi dediydi buradan arsa alın diye,onu dinleyeydik şimdiye…ohoooooo!’ :P
Şerif amca karşılıyor bizi,garibim konuşmaya hasret kalmış,durmak bilmiyor,tek sorun sesini duyamıyoruz.
Aman o da nesi? 1815 yılından kalma bir binayı bize -tarihi eser- diye gösteriyorlar!Yine canım memleketimi anıyoruz.Yine hüsran,kayda değer bir şey bulamıyoruz.
Akşam olduğunda sokağa atıyoruz kendimizi..Bir sürü sanat atölyesi…ama hepsi kapalı!
Hediyelik eşya satan dükkanlara giriyoruz ve ne görelim..sabah gördüğümüz boncukların yani kolyelerin kaynağı burasıymış!Çoklu takılması mübah anladığım kadarıyla. JMaskelere bayılıyorum ama renkler uymamış,tavuskuşu tüylü iğrenç,altın rengi istemem derken bir tane bile maske alamamış olmanın pişmanlığını yaşıyorum! L
Sıradaki hedefimiz:French Quarter’daki Bourbon caddesi!
Işıklar daha uzaktan gözlerimizi alıyor!Barlardan müzik sesleri taşıyor,hani cazın merkeziydi?Bildiğin pop-R&B fln da çalıyor bunlar.İnsan kalabalığından geçilmiyor burada.Herkeste de aynı boncuklu kolyeler!
Önümüze düşen kolyeden anlıyoruz ki,barların üst katından kolye yağıyor! J ay bi seviniyorum ben!Yaşlı teyzem bana da atıyor kolye! Nereye otursak diye bakınıyoruz fakat git git bitmiyor burası…yani oldukça uzun bir cadde. Ay yaşasın yine kolye atıyorlar!
-Aaa! Ama bu adam atmıyooo! Aşkım bu adam neden kolye atmıyo ki?! Ama başkalarına atıyorlar! Hıhh!uyuz kolyene mi kaldık!’ deyip ilerlerken ‘oh my goooooosh!o da nesi?’ Meğer kolye almak için ya bi taraflarımızı göstermek yada erotik dans yapmak gerekiyormuş! Yani popomuzun hakkıyla almalıymışız,herifçioğlu oyüzden atmamış bana kolyeyi! Bu noktadan sonra biraz küfür fln ediyoruz tabi!! :P
Bahçeli bir mekanda sakin sakin caz müzik yapan amcalar var..Tamam kabul ediyorum başta ihtiyar heyetiyle mi takılcaz demiş olabilirim ama diğer korkunç-ürkünç yerleri görünce bahçe çok daha cazip geldi! Ama hala grupta zenci olmamasını yadırgıyorum!
Hadi biraz da coşalım deyip başka bir bara giriyoruz..dans ediyoruz,dans edenleri izliyoruz ve ben şu sonucu çıkarıyorum: biz de şoparlar ne ise,burada da zenciler o!
Adamlar ne yapsa yakışıyor be kardeşim..onlar oynasın sen seyret! Genci yaşlısı fark etmiyor! :D Bardan çıkarken atlarıyla polisler geliyorlar barın önüne..kalabalıktan arabayla sokağa girmek neredeyse imkansız zaten.barın önünde müşteri çekmek için dans eden tonton bi amca yanına kapmış kızları dans ediyorlar..bizim atlılarda eşlik edince daha eğlenceli bi hale bürünüyor bu dans!
Düşünsenize Taksim meydanında polisler böyle bir şey yapsın!Hayal işte!