amerika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
amerika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Nisan 2012

Jazz Müziğin doğum yeri; New Orleans/LOUSIANA

Haftasonu gezmelerimizden biri…Türkiye’de olsak 6 buçuk saatlik yolda ne işimiz var deriz :p ama Amerika’ya bi daha gelme şansımız olmazsa diye hiç umursamıyoruz o saatleri ve New Orleans’ta buluyoruz kendimizi!Yeni bir eyalette…

O meşhur Missisipi nehrinde Jazz müziğini canlı dinlemeden olmaz diye düşünüp,otele eşyalarımızı bırakıp,hemen tekne turuna katılıyoruz.Herzamanki gibi ağır bir yemek kokusu bize hoş geldiniz diyor,ama biz kusmak üzere olduğumuzdan hoş bulduk diyemiyoruz. :P Oturuyoruz bir masaya,güzel sesli bir bayan piyano çalıp şarkılar söylüyor bize..Etrafıma bakınıyorum,çoğunluk zencilerden oluşuyor.Birden gözüm bir erkeğin boynundaki onlarca renkli boncuk kolyelere takılıyor.
-satıyor mu acaba?!
 Hani sirkeci trenlerinde vardır ya adam tükenmez kalem satar ‘son kullanma tarihi 2015’der,onun gibi. :D
Yok yok satıcı değil belli,masasındaki ufaklıklar bir tane kolye için kıvranıp duruyorlar.

Sonunda tura başlıyoruz yağmura rağmen…
Ama etrafta görmeye değer pek bir şey bulamıyoruz açıkçası…Katrina sonrası yapılan barakalar var dikkatimizi çeken..iki adet savaş gemisi…ee başka?! Bu mudur yani olay?!


Nerde benim canım Boğaz turum?Tamam kabul onu da sıkıcı bulmuştum zamanında ama şimdi daha iyi anladım değerini! J

Bir yerde kenara yanaşıyor tekne, nihayet kayda değer bir şeyler görebileceğiz sanırım.
Yemyeşil bir arsa…tam filmlerdeki gibi!
Başlıyoruz geyiğe ‘zamanında Ahmet emmi dediydi buradan arsa alın diye,onu dinleyeydik şimdiye…ohoooooo!’ :P
Şerif amca karşılıyor bizi,garibim konuşmaya hasret kalmış,durmak bilmiyor,tek sorun sesini duyamıyoruz.
Aman o da nesi? 1815 yılından kalma bir binayı bize -tarihi eser- diye gösteriyorlar!Yine canım memleketimi anıyoruz.Yine hüsran,kayda değer bir şey bulamıyoruz.

Akşam olduğunda sokağa atıyoruz kendimizi..Bir sürü sanat atölyesi…ama hepsi kapalı!

Hediyelik eşya satan dükkanlara giriyoruz ve ne görelim..sabah gördüğümüz boncukların yani kolyelerin kaynağı burasıymış!Çoklu takılması mübah anladığım kadarıyla. JMaskelere bayılıyorum ama renkler uymamış,tavuskuşu tüylü iğrenç,altın rengi istemem derken bir tane bile maske alamamış olmanın pişmanlığını yaşıyorum! L


Sıradaki hedefimiz:French Quarter’daki Bourbon caddesi!
Işıklar daha uzaktan gözlerimizi alıyor!Barlardan müzik sesleri taşıyor,hani cazın merkeziydi?Bildiğin pop-R&B fln da çalıyor bunlar.İnsan kalabalığından geçilmiyor burada.Herkeste de aynı boncuklu kolyeler!
Önümüze düşen kolyeden anlıyoruz ki,barların üst katından kolye yağıyor! J ay bi seviniyorum ben!Yaşlı teyzem bana da atıyor kolye! Nereye otursak diye bakınıyoruz fakat git git bitmiyor burası…yani oldukça uzun bir cadde. Ay yaşasın yine kolye atıyorlar!
-Aaa! Ama bu adam atmıyooo! Aşkım bu adam neden kolye atmıyo ki?! Ama başkalarına atıyorlar! Hıhh!uyuz kolyene mi kaldık!’ deyip ilerlerken ‘oh my goooooosh!o da nesi?’ Meğer kolye almak için ya bi taraflarımızı göstermek yada erotik dans yapmak gerekiyormuş! Yani popomuzun hakkıyla almalıymışız,herifçioğlu oyüzden atmamış bana kolyeyi! Bu noktadan sonra biraz küfür fln ediyoruz tabi!! :P

Bahçeli bir mekanda sakin sakin caz müzik yapan amcalar var..Tamam kabul ediyorum başta ihtiyar heyetiyle mi takılcaz demiş olabilirim ama diğer korkunç-ürkünç yerleri görünce bahçe çok daha cazip geldi! Ama hala grupta zenci olmamasını yadırgıyorum!


















Hadi biraz da coşalım deyip başka bir bara giriyoruz..dans ediyoruz,dans edenleri izliyoruz ve ben şu sonucu çıkarıyorum: biz de şoparlar ne ise,burada da zenciler o!

 Adamlar ne yapsa yakışıyor be kardeşim..onlar oynasın sen seyret! Genci yaşlısı fark etmiyor! :D Bardan çıkarken atlarıyla polisler geliyorlar barın önüne..kalabalıktan arabayla sokağa girmek neredeyse imkansız zaten.barın önünde müşteri çekmek için dans eden tonton bi amca yanına kapmış kızları dans ediyorlar..bizim atlılarda eşlik edince daha eğlenceli bi hale bürünüyor bu dans!


Düşünsenize Taksim meydanında polisler böyle bir şey yapsın!Hayal işte!


14 Aralık 2011

Amerika'da da Çini Yaptım ya,Gözlerim Açık Gitmem Gayrı!

Amerkika'dayken 3 ay boyunca boş boş durdum zannediyorsanız,çok yanıldınız çooook! :)
Sanat aşkı başka işte!Siz düşünmemeye çalışsanız da,tembellik yapsanız da yiyip bitirir sizi... Tembelliğiniz sadece malzemeleri elinize alana kadardır.Bir kez elinize geçti mi fırça...durmak imkansız gibi!

Seramik malzemeleri satan bir dükkan, Tina orada bunun kursunu da veriyor dilerseniz.. Ben Bayan çok bilmiş gittim yine tıpkı çinide yaptığım gibi 'ben kendim takılacağım' dedim! O kadar ustayım ki;kurs falan gerekmez! :P
Seçtim bir vazo kendime...
Ama üstünde zürafalar var.. :( ne alaka şimdi! 
Hayatım da ilk kez yapmaya kalkıştığım seramik konusunda uzmanmış gibi: 'ben bunları zımparalasam olmaz mı?' dedim.Tina şaşkın..hem ilk kez yapacağımı söylüyorum..hem de artistlik yapıyorum.Olur dedi...ve başladım çini usulü seramik çalışmaya.

-Seramikte usta olacak kişi,kendini zımpara yaparken belli eder- derler! Yok öyle birşey aslında,şimdi ben uydurdum! :D
Neyse..Tina bir kez daha şaşırdı..henüz çamur haldeki vazoyu kırmadan, pürüzsüz bir çalışma çıkardım ortaya.  
Çini  ile seramik arasındaki farkı soracak olursanız... seramikte malzemelerimiz kurutulmuş fakat fırınlanmamış çamur..malzeme hala yumuşak ve şekillendirilebiliyor,hatta kenarlarında fazladan çamur oluyor ve onları temizlemek de bizim işimiz,ve tabi kolay kırılabilir. Fakat çini fırınlanmış malzeme üzerine yapılıyor.



Şimdi gelin Beverly Yenge için hazırladığım vazonun aşamalrına göz atalım :))



Boyama aşamasından sonra ilk fırınlanması gerçekleşiyor,çıktığında mat bir görüntüsü var.Cilalandıktan sonra ikinci kez fırınlanıyor ve parlak renkleriyle tamamen hazır hale geliyor.
İşin en kötü kısmı ise ben kendi ellerimle yaptığım bu vazonun bitmiş halinin fotoğrafını çekemedim :(
Bana kalan Beverly yengenin iphonu ile yarım yamalak çektiği bu fotoğraf 
Yine aynı lalelerin bulunduğu bir kase ile takım yaptım..Fırınlandıktan sonra almak için gittiğimde Tina ve dükkandaki diğer iki kadın da bayıldılar ve yengemiz de... :) Kendim vermeye fırsat bulamamıştım ama facebookuna bu fotoğrafı ekleyerek teşekkür etmiş...
Aslında hediye bahane,ben öyle keyif aldım ki yaparken...beğenmeseler de olurdu!

13 Aralık 2011

ZUMBA!!!

Zumba Amerika'da 2003 yılından beri fitness salonlarının baştacı olmuş dans ve spor egzersizlerinin birleştiği, kolombiya dilinde -arı gbi vızıldamak yada hızlı hareket etmek- anlamına gelen ve Dünya'nın bir çok yerinde salgın haline gelmiş bir çeşit fitness egzersizi diyebilirim.
Bu kadar ansiklopedik bilgiden sonra ben size kendi deneyimlerimi aktarmak istiyorum.



Geçtiğimiz yaz Amerika'da bulunduğum dönemde -kocimin spor aşkından dolayı- bir fitness merkezine gitmeye başladık ve ben Zumbayla orada tanıştım.Elimize tutuşturulan kağıtlarda pilates ararken -aaa!bu ne ki?dans ve egzersiz bir aradaymış!- deyip şansımı denemeye karar verdim.

Aman hocam da bir enerji! Bir kıvırmalar! Bir güzellik-çıtıpıtılık ve o anlaşılması mümkün olmayan İngilizcesi! :)
hemen reklamını da yapayım :P ayrıntılı bilgi:Fernanda Locolonso

sonuç olarak Zumbaya bayıldım tabi..tam benlik!hem spor hem dans!Türkiye'de ise belirli yerlerde hatta daha açık konuşmak gerekirse,zengin  semtlerinde.. yani devam edebilmem neredeyse imkansızdı!

sonra bir gün kocimle alışveriş yaparken, PS3 oyununun yeni çıktığını farkettik..
ben de durmadım aldım tabi!

Önce tek tek adımları gösteriyor.tek şarkılık  work out yada başlangıçtan ileri seviye ye kadar farklı düzeyleri ve bu farklı düzeylerin de farklı çalışma süreleri var.Başlangıç 20 dklık bir çalışmayken ilerlediğiniz sürece 60 dkya kadar uzuyor.belimize Taktığımız bir zımbırtı ve kamerası sayesinde hareketleri doğru yapıp yapmadığınız hakkında dönüt veriyor.. 
şu aralar biraz ihmal etsem de,yaparken kan-ter içinde kalsam da,alt komşumun birgün evi basacağını düşünsem de.. :p ben artık zumbasız yapamıyorum! :)

eğer denemek isterseniz youtube da çok sayıda workout videosu mevcut.
yada nintendo,X box ve DVD lerini de bulabilirsiniz...
sormak istediğiniz bir şey olursa,çekinmeyin lütfen! :)

11 Temmuz 2011

UNIVERSAL STUDIOS/ORLANDO

Ne kadar ilginç bir yer olabilir ki diye düşünebilirsiniz belki..ben düşünmüştüm gitmeden önce ama yanıldığımı sürekli  ‘vaaaaaaaay!’ derken anladım!

Başlarda sürekli herşeyin fotoğrafını iekme merakı içindeydim..-aman bunu da kaçırmayayım;click!- sonra baktım ki tadını çıkarmak istiyorum,boşverdim gitti! Bütün parklardaki en can alıcı kısımlar araca binerek yapılan turlar.hızlı hareket ettikleri , bolca savurdukları ve genelde karanlık oldukları için fotoğref çekmek de pek mümkün olmuyor tabi.Zaten fotoğraflarla anlatması o kadar da kolay değil,klasik bir deyimle yaşamak lazım!

Universal Studiosun kendi içinde  2 ayrı parkı(Universal Studios Florida ve Islands of Adventure) ve bu parkların da kendi bölümleri  var.Önce Islands of Adventure’da çoluk-çombalak işi diyerek çizgi karakterlerle ilgili olan kısmı es geçtik ve Jurasic Park’ın içinde bulduk kendimizi. 

Bindik kayık benzeri bir araca ve başladık dinozorları tanıma turumuza,bizi  korkutmaya çalıştılar ama yemedik tabi! :P turun sonunda bizi fotoğrafta gördüğünüz yerden aşağıya bırakmasıyla düşme korkusu yaşadığımız yerde fotoğrafımızın çekilmesi pek hoş olmadı tabi! Ağız çığlık atma,gözler faltaşı büyüklüğünde açık..rezalet ama eğlenceli bir hal! :D Her etkinliğin sonunda olduğu gibi çıkış kapıları yine ürün mağazasına çıkıyor tabi...


Uzaktan görünen büyük bir şato!bu da neymiş demeyip hemen park haritamıza bakıyoruz;Harry Potter ‘da sıra! Bu bölüm tamamen karla kaplı,güneş cayır cayır yakmasa gerçek zannederiz.Ne olduğunu bilmediğimiz ama bir dünya insanın beklediği bir sıranın sonuna geçiyoruz.Bu kadar sıra olduğuna göre,beklediğimize değecek bir şey olmalı diyoruz ve yaklaşık 1saat sonra kendimizi içeride buluyoruz.Şaka gibi,tam bir hayal kırıklığı!3 tane büyücü kılıklı insan bir çocuk seçip güya büyü yaptırıyorlar..çocukların ağzı bir karış açık izliyor,büyüklerse kimbilir neler sayıyorlar içinden...kapanış yine ürün mağazası!



Tam ne salak bir şovdu,şov bile değildi derken şatoya doğru ilerliyoruz ve 1 saat bekleme süresi yine.Sıra boyunca duvarlardaki tablolar durmaksızın konuşuyor ,gerçekten muhteşem.beklediğimize değecek bu kez biliyoruz. ‘how many?’ sorusunu hiç bu kadar çok duyduğumu hatırlamıyorum ama 2 kişi olmanın avantajını çok gördük.atladık uçan koltuklarımıza ve başladık geziye...Harry ve arkadaşları da süpürgeleriyle bize eşlik ediyorlar.sanki olayın bir parçasıymışız gibi bizimle konuşuyorlar.3D-5D falan değil,resmen yaşıyoruz! İnince bir süre kendime gelemedim,hala hatırladıkça bu nasıl s..sonic bir şey böyle diye geçiriyorum aklımdan!



Roller coaster’a binmeye korkup diğer parka geçiyoruz,ama şimdi olsa kesinlikle binerdim! :D


Vakit kaybetmeden Universal Studios Florida’ya geçiyoruz çünkü daha görülecek çok şey var.
İlk etkinliğimiz felaket yada doğal afet filmlerinin nasıl çekildiği hakkında.önce film için gerekli olan aktörler yani kurbanlar  halk arasından seçildi ve sete geçtik.
yol kenarında hayatı kurtarılırken yere düşen bir adet çocuk,kayıkla balık tutmaya çalışırken şimşek çarpan bir büyükanne falan..en son hepberaber bir metroya bindik ve yolda birazdan yangın çıkacak en güçlü sesinizle çığlık atın dendi,işareti alınca korkmuş taklidi yaptık.metoryla dönüş yolunda ise filmimizin fragmanı hazırdı bile! :D çok eğlenceliydi! (ben de çekerim lan,çok kolaymış! :p korkmayın üzülmeyin filmlerde,onlar çok eğleniyorlar!)

Evet ‘Fear Factor Live’ saatimiz de geldi!
4 yarışmacı seçildi,onlar hazırlanırken bizim canımız sıkılmasın diye seyirciler arasından şanssız bir kişi seçildi ve yüzüne gözüne akrep koydular..ama akreplerde dana gibiydi! Neyse yarışma başladı ve benim midemin kaldıramayacağı bir sürü iğrençlikle devam etti.

One more thing!


Hayır ben birşey demeyeceğim bu onların kuralklardan sonra herkesle beraber bağırıp en boktan kuralı söylemeden önceki cümleleri,bir klasik!


The Simpsons 5D ve Men in Blackde uzaylı öldürüp puan toplamak  da en eğlenceli etkinliklerdendi,ama hala aklımda Harry Potter var! Umarım siz de bir gün yaşarsınız!


Pixis

22 Haziran 2011

AMERİKANYA DÜMBÜKLERİ!

Günlük yerine dümbük demeyi sevenlerdenim ben! :P
bırak şimdi fon müziğini,sadede gel pixis!

sevgili dümbük!
burası çok değişik bi yer lan!yani ne bileyim..tuhaf işte!
şuan tam olarak florida eyaletinin niceville şehrindeyim,hakikaten nice bi yer..mmm..sizde nası derler?! :P hoş bi yer yani.

insanlar her gördüğü insana slm veriyor yada en azından gülümsüyor.
nereye giderseniz gidin ilk cümle *hey!how you doin'?*
hava çok sıcak ve nemli..ama ilginç olan kısım bazen akşamüstüleri baaaam bi yağmur..ne olduğunu anlamıyorsunuz bile!
trafik süper!1kez bile korna duyamazsınız..cidden!
radyo ve tv kanallarının durumu burada da aynı! radyoda hep aynı birkaç şarkı -şu aralar başı katy perry'nin avatar'ı alıyor- ve western tipi şarkılar var! tv deyse pembe diziler,yarışmalar fln..yargıç programı var komik..+he birde dini yayın yapan bi kanal var,oldukça ilginç.. komikli bir kanal var hep sevdiğim-bildiğim diziler;himym,my name is earl,friends,everybody loves raymond,listen up,etc. ben genelde bunda takılıyorum tabi.

bir diğer ilginçlik ise evler süper,yeşillik dolu bahçeler,manzara güzel ama bahçesinde yada balkonunda oturan yok! sadece barbekü yaptıklarında..sanki hayat yok gibi!

geçtiğimiz haftasonu ayaklarım patlayana kadar gezdik! şaka değil,akşama doğru terliklerimi elimde taşıdım!türk usulü gezme görsünler! :P 
universal studios,disney world ve sea world 3 güne sığmadı! ama çok eğlenceliydi!tabi bunlar başka postların konuları  olacak!aman tanrım gezi bloğuna mı dönüşüyorum yoksa?! :D yok cnm,burda da boş durmayı düşünmüyorum ama bunlar da başka postların konuları! :P şimdilik özet geçeyim dedim sadece..

bu akşam -Türk gecesi-ne davetliyiz..ama bakın ne giydim bloğuna dönüşmeyeceğim merak etmeyin! :P





bol fotolu yazılarda buluşmak üzere sevgili izleklerim! kalp fln işte!

pixis


Creative Commons License

...


her geçen gün aRt-ıyor!